Forumul asociatiei femeilor musulmane 'EL NUR' din Republica Moldova

pentru femeile muslim din R. Moldova şi din toata lumea :)
 
AcasaPortalCalendarGalerieFAQCautareInregistrareConectare
BİNE ATİ VENİT PE FORUMUL DESTİNAT EXCLUİV FEMEİLOR femeimusulmane.md!!
Mevlid Kandili, 12-13 Ocak Pazar-Pazartesi Üç Ayların Başlangıcı, 30 Nisan Çarşamba:::::::::Regâib Kandili, 01-02 Mayıs Perşembe-Cuma:::::::::Mi’râc Kandili, 25-26 Mayıs Pazar-Pazartesi:::::::::Berât Kandili, 12-13 Haziran Perşembe-Cuma::::::::Ramazân’ı Şerif Başlangıcı, 28 Haziran Cumartesi:::::::::Kadir Gecesi, 23-24 Temmuz Çarşamba-Perşembe:::::::::Ramazan Bayramı 1. Gün, 28 Temmuz Pazartesi::::::::::Ramazan Bayramı 2. Gün, 29 Temmuz Salı Ramazan Bayramı::::::::::3. Gün, 30 Temmuz Çarşamba:::::::::Arefe, 03 Ekim Cuma Kurban Bayramı:::::::::1. Gün, 04 Ekim Cumartesi::::::::Kurban Bayramı 2. Gün, 05 Ekim Pazar:::::::Kurban Bayramı 3. Gün, 06 Ekim Pazartesi::::::::Kurban Bayramı 4. Gün, 07 Ekim Salı:::::::::Hicrî Yılbaşı, 25 Ekim Cumartesi::::::::Aşûre Günü, 03 Kasım Pazartesi
TREBUİE DE CİTİT
Cum tinem postul la Ramadan. İndicatii practice. POSTUL Şİ TİPURİLE DE POST Gusul abdest pe paşi ABDEST PE PAŞİ Cum facem namaz Separatoare pentru infrumusetarea mesajelor!
Conectare
Utilizator:
Parola:
Conectare automata: 
:: Mi-am uitat parola
Ultimele subiecte
» Postul(oruci). Tipurile de post
Lun Mar 24, 2014 12:23 pm Scris de Selma Nuran

» Ce simțim atunci când murim?
Joi Mar 20, 2014 9:21 am Scris de Selma Nuran

»  Citate de Dschalal ad-Din Muhammad Rumi mai numit si Mevlana
Mar Mar 18, 2014 12:03 pm Scris de Sevde

» femeia musulmana moderna
Lun Mar 03, 2014 8:05 pm Scris de Selma Nuran

» Care este motivul pentru care au fost creaţi oamenii?
Sam Feb 22, 2014 8:23 am Scris de Selma Nuran

» Avem voie musulmanii sa sarbatoreasca Craciunul şi Anul nou? Hadisuri la aceasta tema.
Sam Feb 01, 2014 10:09 pm Scris de Vizitator

» Numerele in Araba
Sam Feb 01, 2014 5:49 pm Scris de Vizitator

» FECIOARA MARIA,O FEMEIE EXEMPLARA (Allah fie multumit de ea)
Mar Dec 24, 2013 12:20 am Scris de Sevde

» Bucataria turceasca! si nu numai!
Lun Dec 23, 2013 11:46 pm Scris de Sevde

» Ce İBADET(rugaciuni, namaz, actiuni de venerare) se face in ultima noapte a lunii Zilhidge, ultima noapte din anul islamic.
Dum Noi 03, 2013 4:16 pm Scris de Selma Nuran

» Asure - a zecea zi a calendarului islamic
Dum Noi 03, 2013 2:48 pm Scris de Selma Nuran

» 1 Muharram 1435 - 4 decembrie 2013
Dum Noi 03, 2013 2:25 pm Scris de Selma Nuran

» Cum ne rugam in prima vineri a lunii Regaib, de REGAİB KANDİL
Dum Oct 20, 2013 1:12 pm Scris de Selma Nuran

» pentru toate surorile
Lun Iul 08, 2013 11:56 pm Scris de Selma Nuran

» femeia musulmana
Mier Mai 15, 2013 3:04 pm Scris de Sevde

» Аллах Един
Vin Apr 12, 2013 12:03 pm Scris de Noora

» Господь миров
Dum Mar 24, 2013 2:21 pm Scris de Noora

» FEMEİ DİN TİMPUL İMPERİULUİ OTOMAN....modele de hijab
Vin Dec 07, 2012 11:54 am Scris de marianna

» Noaptea de Mevlid
Vin Noi 30, 2012 10:54 pm Scris de Selma Nuran

» История Нового года, ёлки, Деда Мороза, Снегурочки
Mier Noi 28, 2012 7:50 pm Scris de Noora

Top postatori
Selma Nuran (901)
 
marianna (123)
 
Ilynka (76)
 
~Noor İslam~ (61)
 
latifah (36)
 
Sevde (34)
 
umabudi(tatiana) (22)
 
Noora (19)
 
Elif (14)
 
um fagir-din harat (13)
 
METEO COUNTER
Сектор Чентру 
KUR'AN flash in araba RECİTARİ DİN KURAN in toate limbile Carti islamice prin poşta descarca carti islamice Menzil İLAHİİ Afla directia Kiblei in localitatea ta!!! Timpul de rugaciune in Chişinau Chişinau ezan saati
Cine este conectat?
In total este 1 utilizator conectat: 0 Inregistrati, 0 Invizibil si 1 Vizitator

Nici unul

Recordul de utilizatori conectati a fost de 38, Sam Iun 16, 2012 10:38 am
Distribuiti | 
 

 Miraç kandili ile ilgili hadisler

Vezi subiectul anterior Vezi subiectul urmator In jos 
AutorMesaj
Selma Nuran
Admin
Admin


anul convertirii anul convertirii : 2010
feminin Capricorn Tigru
Data nasterii Data nasterii: 18/01/1987
Varsta Varsta: 27
Data de inscriere Data de inscriere: 29/08/2010
Localizare Localizare: CHİŞİNAU
Ocupatie Ocupatie: sotie şi mamica fericita elhamdullillah
Stare de spirit Stare de spirit: elhamdullillah
Mesaje Mesaje: 901

MesajSubiect: Miraç kandili ile ilgili hadisler   Vin Iun 17, 2011 6:59 pm





Hadis kitaplarında rivayet edildiği üzere:
Hz. Peygamber (s.a.v) Burak ile Beytü’l Makdis’e vardıktan sonra oradaki büyük ve sert kayadan göğe çıkarıldı. Her bir gökte peygamberlerden biriyle görüştü, nice nice melekler gördü. Cennet ve cehennemin durumlarını gördü, Sidre-i Müntehâ’ya geçti, Allah’ın melekût âleminden bir çok acaib şeyler gördü. Nihayet beş vakit namazın farz kılınması emri ile aynı gecede geri döndü.
Sabahleyin Mescid-i Haram’a çıkıp Kureyş’e haber verdi. Hayret etmek ve kabul etmemekten kimi el çırpıyor, kimi elini başına koyuyordu. İman etmiş olanlardan bazıları dönüp dinden çıktı. Birtakım erkekler Ebû Bekir’e koştular.
Ebu Bekir;
“Eğer o, bunu söylediyse şüphesiz doğrudur” dedi.
Onlar:
“Onu bu konuda da mı tasdik ediyorsun?” dediler.
O da:
“Ben onu bundan daha ötesinde tasdik ediyorum, sabah akşam gökten getirdiği haberleri yani peygamberliğini tasdik ediyorum” dedi. Bunun üzerine kendisine Sıddık unvanı verildi.
Kureyşliler içinde Beytü’l-Makdis’i o zamanki haliyle bilenler vardı. Bunlar, onun vasıfları ve durumuyla ilgili sorular sordular, tanımlamasını istediler. Derhal Hz. Peygambere Beytü’l-Makdis gösterildi. Bunun üzerine ona bakıp anlatıyordu.
“Gerçi Beytül-Makdis’i tanımlamada isabet etti.” dediler.
Sonra:
“Haydi bakalım bizim kervandan haber ver, o bizce daha önemlidir, onlardan bir şeyle karşılaştın mı?” dediler.
Peygamber (s.a.v)
“Evet, falancanın kervanlarıyla karşılaştım, Revhâ’da idi. Bir deve kaybetmişler arıyorlardı. Yüklerinde bir su kadehi vardı. Susadım onu alıp su içtim ve yine eskiden olduğu gibi yerine koydum. Geldiklerinde sorun bakalım kadehte suyu bulmuşlar mı?” buyurdu.
“Bu da diğer bir alâmettir” dediler. Sonra sayıların, yüklerini ve görünüşlerini sordular.
Bu defa da kervan olduğu gibi Hz. Peygambere gösterildi ve sorduklarının hepsine cevap verdi ve buyurdu ki:
“İçlerinde falan ve falan önde, boz renkte bir deve üzerinde dikilmiş iki harar olduğu halde falan gün güneşin doğması ile beraber gelirler”.
Bunun üzerine:
“Bu da diğer bir âyettir” dediler ve o gün hızla Seniyye’ye doğru çıktılar. Güneş ne zaman doğacak da onu yalancı çıkaracağız diye bakıyorlardı. Derken içlerinden birisi:
“Güneş doğdu!” diye haykırdı. Diğer birisi de:
“İşte kervan geliyor, önünde boz bir deve ve içlerinde falan ve falan da var, tıpkı (Hz. Muhammed’in) dediği gibi” dedi. Böyle olduğu halde yine iman etmediler de:
“Bu apaçık bir büyüdür.” dediler.
Bazıları göğe yükselmenin de “Burak” üzerinde meydana geldiğini söylemişler ise de gerçek olan şudur: Mescid-i Aksâ’ya kadar İsrâ (gece yolculuğu) Burak ile olmuş. Ondan sonra Mirac, asansör kurulmuştur.
Ebu Sa’îd-i Hudrî’den rivayet olunduğu üzere Resulullah buyurmuştur ki:
“Beytü’l-Mak-dis’te olanları bitirdiğim zaman Mirac getirildi ki, ben ondan güzel bir şey görmedim. Ve o, odur ki, ölünüz can çekişme vaktinde gözlerini ona diker. Arkadaşım, beni, onun içinde kapılardan bir kapıya ulaşıncaya kadar çıkardı ki, ona “Koruyucu melekler kapısı” denir. Koruyucular kapısı, gök koruyucularının beklediği dünya göğü kapısıdır.
Nitekim bu konuda
“Ve onu, her kovulmuş şeytandan koruduk” (Hicr, 15/17) buyurulmuştu.
Ve Ebu Sa’îd-i Hüdrî’nin diğer bir rivayetinde şu detaylı açıklama vardır:
“Sonra Mirac getirildi -ki insanların ruhu onda göğe yükselir. Baktım ki, gördüğüm şeylerin en güzeli; görmez misin ölmek üzere olan kimse, ona nasıl gözünü diker? Bunun üzerine dünya göğü kapısına kadar yükseltildik. Cebrail kapının açılmasını istedi.
“O kimdir?” denildi.
“Cibril” dedi.
“Yanındaki kim?” denildi.
“Muhammed” dedi.
“Öyle mi?
O Peygamber olarak gönderildi mi?” denildi.
O, “evet” dedi.
Hemen kapıyı açtılar ve beni selamladılar. Bir de ne bakayım görevli bir melek gördüm ki göğü koruyor ve ona İsmail deniliyor, emrinde yetmişbin melek ve her birinin emrinde yüzbin melek var.


GAYB VE MİRAC (HADIS)


Enes b. Malik (r.a) şöyle demiştir:


«Ebu Zerr (r.a), Rasulullah (s.a.s)’in Miraç olayını şöyle haber verdiğini anlatırdı:


«Ben Mekke’de iken evimin tavanı ansızın yarıldı. Cibril (a.s) indi. Göğsümü yardıktan sonra içini zemzem suyu ile yıkadı. Sonra hikmet ve iman ile dolu altın bir leğen getirip içindekini göğsümün içine boşalttı ve göğsümü kapayıp üzerini mühürledi. Sonra elimden tutup beni semaya doğru çıkardı. Dünya semasına vardığımda Cibril (a.s) o semanın bekçisine:


«Aç!» dedi. Semanın bekçisi: «Kimdir o?» dedi.


Cibril:


«Cibrilim» diye seslendi. Semanın bekçisi: «Beraberinde kimse var mı?» diye sordu. Cibril: «Muhammed (s.a.s) benimle beraberdir. Semanın bekçisi Cibril’e: «Ona gelsin denildi mi?» diye sordu. Cibril: «Evet» dedi. Kapı açılınca dünya semasının üstüne çıktık. Bir de ne göreyim! Bir kimse oturmuş sağ tarafında bir takım karartılar, sol tarafında da bazı karartılar var. O kimse sağ tarafına baktığında gülüyor, sol tarafına baktığında ağlıyor. O kişi: «Hoş geldin, safa geldin salih oğlum» dedi. Cibril’e: «Bu kim?» diye sordum. Cibril: «Adem (a.s)’dır. Sağında ve solunda olan bu karartılar da çocuklarının ruhlarıdır. Sağında olanlar cennetlik, sol tarafında olan karartılar da cehennemliklerdir. Sağına bakınca güler, sol tarafına bakınca ağlar» dedi. Derken Cibril beni ikinci semaya doğru çıkardı. Bekçisine: «Aç» dedi. Bekçisi de öncekinin söylediklerini söyledikten sonra kapıyı açtı.»


Ebu Zerr Rasulullah (s.a.s)’in semalarda Adem, İdris, Musa, İsa, İbrahim (a.s)’i bulduklarını söylediyse de her birinin yerlerinin nereleri olduğunu ayrı ayrı söylemeyip yalnız Adem’i dünya semasında, İbrahim’i altıncı semada bulmuş olduklarını söyledi.


Cibril (a.s) Rasulullah (s.a.s) ile birlikte İdris (a.s)’a uğradıklarında İdris (a.s): «Hoş geldin, safa geldin Salih Nebi. Hoş geldin, safa geldin salih kardeş» demiş. Rasulullah (s.a.s) şöyle demiştir: «Bu kimdir?» diye Cibril’e sorduğumda Cibril: «Bu İdris’tir» dedi. Sonra Musa’ ya uğradım. 0 da: «Hoş geldin, safa geldin salih kardeş» dedi. Cibril’e: «Bu kim?» diye sordum. Cibril:«Bu Musa’dır» dedi. Sonra İsa’ya uğradım. O da: «Hoş geldin, safa geldin salih kardeş. Hoş geldin, safa geldin, salih Nebi» dedi. Cibril’e: «Bu kim?» dedim. Cibril: «İsa’dır» dedi. Sonra İbrahim’e uğradım: «Hoş geldin, safa geldin salih Nebi, hoş geldin, safa geldin sa lih o dedi. Cibril’e: «Bu kim?» dedim. Cibril:«Bu İbrahim (a.s)’dır» dedi.


(Muhammed b. Şihab-ı Zühri’nin İbn-i Hazm tarikinden rivayetine nazaran) İbn-i Abbas ile Ebu Habbe el-Ensari (r.a) Rasulullah (s.a.s)’in: «Sonra Cibril (a.s) beni yukarıya götüre götüre nihayet kalemlerin (kaza ve takdir) cızırtılarını duyacak yüksek bir yere çıkardı» buyurduklarını söylerlerdi.


Yine İbn-i Hazm ile Enes b. Malik (r.a) şöyle demişler:


Rasulullah (s.a.s) buyurdu ki:


« O zaman Allah Azze ve Celle Hazretleri elli vakit namaz farz etti. Bu farzı yüklenerek döndüm. Derken Musa (a.s)’a rastgeldim. «Allah ve Tekaddes Hazretleri ümmetine neyi farz etti?» diye sordu. «Elli vakit na maz farz etti» dedim. «Rabbİne dön de şefaat et, zira ümmetin güç yetiremez» dedi. Müracaat ettim. Allah-u Teala yarısını indirdi. Ben de Musa’nın yanına dönüp:«Yarısını indirdi» dedim. O yine: «Rabbine müracaat et. Zira ümmetin güç yetiremez» dedi. Bir daha müracaat ettim. Allah-u Teala kalanın yarısını da indirdi. Musa (a.s)’ın yanına yine döndüm. O yine: «Rabbine dön. Zira ümmetin buna güç yetiremez» dedi. Bir daha müracaat ettim.Allah Tebareke ve Teala: «Sayı olarak onlar beştir. Ama ecir olarak onlar ellidir. Benim nezdimde takdir olunan hüküm değiştirilmez» buyurdu. Musa’nın yanına döndüm. O yine: «Rabbine dön» dedi. Ben de: «Artık Rabbim’den utanır oldum» dedim. Sonra Cibril Sidretü’I Münteha ‘ya varıncaya kadar beni götürdü. Sidre’yi öyle (acayip ve garip) renkler kaplamıştı ki onlar nedir, bilemem? Sonra cennetin içi ne sokuldum ki içinde birçok inci kubbeler vardı. Toprağı da mis kokulu idi» (Buhari-Müslim)


Mirac mucizesi

Sual: Âyet ve hadisle bildirildiği halde, Mirac mucizesini inkâr eden olmuş mudur?
CEVAP
Ehl-i sünnet âlimleri, sözbirliği ile Miracın hak olduğunu bildiriyorlar.

[Fitne] yani imtihan uyanıkken olur. Peygamber efendimizin anlattığı rüya olsaydı, hiç kimse tuhaf karşılamazdı. Hazret-i Ebu Bekir tasdik edip, yüksek derecelere kavuşmazdı.

Resulullahın, Mekke'den Kudüs'e götürüldüğüne inanmayan kâfir olur. Göklere ve bilinmeyen yerlere götürüldüğüne inanmayan ise sapık olur. (Bahr)

Birkaç saniyede Mekke'den Kudüs'e götüren Allahü teâlâ, neden daha uzaklara götüremesin? Allahü teâlânın kudretinden ancak kâfirler şüphe eder.

Mirac hakkında birçok hadis-i şerif vardır. Birkaçı şöyle:
(İsra gecesi [Miraca çıkınca] Cennetin kapısı üzerinde “Sadakanın on, ödünç vermenin sevabı onsekiz mislidir” yazılmış olduğunu gördüm.) [Beyheki]

(İsra gecesi her gökte, Muhammedün Resulullah ve arkasından Ebu Bekri Sıddık yazılı olduğunu gördüm.) [Ebu Nuaym]

(İsra gecesi, nura gark olmuş bir zat gördüm. “Bu kim?” dedim. Cebrail aleyhisselam, “Dünyada iken Allahü teâlâyı devamlı anan, kalbi camiye bağlı ve ana-babasına asi olmayan bir zattır” dedi.) [İ. Ebiddünya]

(Miracda, Cehennemde kokmuş leş yiyenlerin kim olduğunu sordum. “Bunlar, gıybet ederek insanların etlerini yiyenlerdir” dendi.) [I. Ahmed]

(Mirac gecesi, uğradığım her melek topluluğu, ümmetime hacamatı tavsiye etti.) [Hakim]

(Mirac gecesinde ateşten makasla kendi dudaklarını kesenleri görüp, kim olduklarını sordum. "İlmi ile amel etmeyen din adamlarıdır" dendi.) [Buhari, Müslim]

(Mirac gecesi Cehennemi gösterdiler, çoğunun kadın olduğunu gördüm.) [Tirmizi]

(Mirac gecesi, ekin ekip bir günde biçen bir topluluk gördüm. Biçtiği mahsul yeniden eski haline dönüyordu. “Bunlar kim?” dedim. Cebrail aleyhisselam, “Bunlar Allah yolunda cihad edenlerdir. Bunların bir iyiliğine yedi yüz misli sevap verilir. Harcadıklarının yerine yenisi verilir” dedi.) [Bezzar]

Uzun bir hadis-i şerifin özeti şöyle:
(Cebrail aleyhisselamla bütün gökleri geçerek Sidre-i müntehaya geldim. Cenneti gösterdiler. Daha sonra elli vakit namazla dönerken Musa aleyhisselamı gördüm. Elli vakit namazın ümmetime zor geleceğini, dönüp namaz vakitlerini azaltmasını Allahü teâlâdan istememi söyledi. Azar azar kaldırılarak sonunda beş vakte indirildi.) [Müslim]

Bazı bid’at ehli, sahih-i Müslimdeki bu hadis-i şerife inanmıyorlar. Peygamber efendimizin derecesinin Musa aleyhisselamdan daha yüksek olduğu için, ondan öğrenmesi, onun tavsiyesine göre hareket etmesi uygun değil, böyle şey olmaz diyorlar. Halbuki bilindiği gibi, Kur’an-ı kerimde, Musa aleyhisselamın Hazret-i Hızır’dan ilim öğrendiği bildirilmektedir. [Bu kıssayı aşağıda yazdık.] Hazret-i Hızır peygamber olmadığı gibi derecesi Musa aleyhisselamla mukayese bile edilmez. Musa aleyhisselam, ülülazm bir Peygamberdir. Demek ki, mevki ve derecesi yüksek olan bir zat, derecesi daha aşağıdaki bir zattan ilim öğrenebilir, onun tecrübesine istinaden söylediği tavsiyeye uyabilir.

Mekke'den Kudüs'e ancak bir ayda gidip gelinebilir. Kısa bir anda Mekke'den Kudüs'e varıp gelmek ancak Allahü teâlânın kudreti ile olur. Buna inanıp da, daha uzaklara gittiğine inanmamak, Allahü teâlânın kudretinden şüphe etmeyi gerektirir. İşte mezhepsizlerin anlamadığı husus burasıdır. Allahü teâlâ dilerse niçin olmasın? Peygamber efendimiz, (Göklere ve daha uzaklara gidip geldim) buyuruyor. Bunu inkâr etmekteki maksat nedir? Gayri müslimler, İslamiyet’i yıkmak için, böyle konularda yerli maşalarını kullanıyorlar.

İmtihan rüyada olmaz
Sual: Mirac rüyada oldu diyorlar. Peygamberimiz uyanıkken olmadı mı?
CEVAP
Rüyada olanlar da oldu. Ancak meşhur İsra olayı uyanıkken oldu. Namaz da o gece beş vakit olarak farz oldu.

İsra suresinin ilk âyet-i kerimesinin meali şöyledir:
(Kuluna [Muhammed aleyhisselama] bir gece bazı âyetlerimizi [Allahü teâlânın kudret ve azametine delâlet eden nice harika olayları] göstermek için, onu Mescid-i Haram'dan [Mekke’den], çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya [Kudüs’e] götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören Odur.) [İsra 1]

Âyet-i kerimede geçen İsra kelimesi, gece yürümek anlamındadır. İsra kelimesi, rüya için kullanılmaz. Uyanık iken, yürümek manasına kullanılır. Yine aynı surede mealen buyuruluyor ki:
(İsra gecesi, sana, o temaşayı [o gece gösterdiğimiz olayları] ve Kur'anda lanetlenen [Cehennemdeki Zakkum isimli] ağacı da, yalnız insanlara bir fitne [imtihan] yaptık. [Miracı ve zakkum ağacını inkâr ettiler.] Bizim ikazımız, ancak onların taşkınlıklarını artırıyor.) [İsra 60]

İmtihan rüyada olmaz, uyanıkken olur. Peygamber efendimizin anlattığı rüya olsaydı, hiç kimse tuhaf karşılamaz, kâfirler, hep birlikte isyan etmez, Müslüman görünen münafıklar, böyle şey olmaz demezlerdi. Onları Müslüman sananlar da, bunları mürted oldu zannettiler. Onun için bazı kitaplarda, (Mirac olayı, bir çok kişinin mürted olmasına sebep oldu) diye yazar. İnançları sarsan bir olay olmasaydı, Hazret-i Ebu Bekir de, inkâr fırtınası içinde, Resulullahın miracını tasdik etmezdi. Allahü teâlâ, bu tasdikinden dolayı Resulü Muhammed aleyhisselam vasıtası ile ona Sıddık ismini verdi. Burada sıddık, sözünde ve imanında çok doğru olan demektir. Ebu Bekri Sıddık, Resulullahın Miracını ilk tasdik edenlerden olduğu için yüksek derecelere kavuştu, Peygamberlerden sonra insanların en üstünü oldu. Allah’a ve Resulüne iman edip, Onların sözünü tasdik etmek müminlerin alametlerindendir. Bir âyet meali:
(Müminler, “İşittik, itaat ettik [Allah ve Resulünün sözlerini beğendik, kabul ettik]” derler, işte kurtuluşa erenler bunlardır.) [Nur 51]

İsra suresinin 60. âyet-i kerimesinde bildirilen fitne [imtihan] hâlâ devam ediyor, aklını ölçü alan mutezile kafalı kimseler, böyle bir mucizeye akıl erdiremedikleri için, Miracı bir türlü kabul edemiyorlar. Evet olay çok büyüktür, bir mucizedir, insanların yapması imkansızdır, ama bunu Allahü teâlâ yapıyor. Onun kudretinden hiç şüphe edilir mi?

Kâfirlerin telaşı ve soruları
Bu gidip gelmek, gayet kısa zamanda oldu. Geldiğinde, mübarek yatakları henüz sıcak idi. Gelince, nasıl gidip geldiğini anlattı. Burak’la Mescid-i Aksa’ya gittiğini, oradan gökleri geçerek Cenneti Cehennemi ve daha başka yerleri gezdiğini söyledi. Dönüşte yolda, develi yolcular gördüğünü, bir devenin ürküp yıkıldığını söyledi. (İnşallah çarşamba günü Mekke’ye gelirler) buyurdu. Kâfirler bu olayı işitince inkâr edip, “Akla zıttır, mümkün değildir” dediler. “Bu iş burada bitti, mal, mülk, saltanat verdik, davasından vazgeçiremedik. Ama artık ondan kurtulduk” diye sevinçlerinden oynamaya başladılar. Birkaçı hemen Hazret-i Ebu Bekir’in evine geldi. Çünkü onun akıllı, tecrübeli, hesaplı bir tüccar olduğunu biliyorlardı.

Kapıya çıkınca hemen sordular:
"Ey Ebu Bekir, sen çok kere Kudüs'e gittin geldin, iyi bilirsin. Mekke'den Kudüs'e gidip gelmek ne kadar zaman sürer" dediler. Hazret-i Ebu Bekir, "İyi biliyorum, bir aydan fazla" dedi. Kâfirler bu söze sevindiler. “Akıllı, tecrübeli adamın sözü böyle olur” dediler. Gülerek, alay ederek ve Hazret-i Ebu Bekir'in de kendi kafalarında olduğuna sevinerek, "Senin efendin, Kudüs'e bir gecede gidip geldiğini söylüyor, artık iyice sapıttı" diyerek, Hazret-i Ebu Bekir'e sevgi, saygı ve güven gösterdiler.

Hazret-i Ebu Bekir, Resulullah efendimizin mübarek adını işitince "Eğer O söyledi ise, inandım. Bir anda gidip gelmiştir. O, gerçek söyler. Ondan yalan sâdır olmaz" diyerek içeri girdi. Kâfirler neye uğradıklarını anlayamadılar. "Vay canına, Muhammed ne yaman büyücü imiş. Ebu Bekir’e sihir yapmış" diyorlardı.

Hazret-i Ebu Bekir hemen giyinip, Resulullah efendimizin yanına geldi. Büyük kalabalık arasında yüksek sesle, "Ya Resulallah! Miracınız mübarek olsun! Allah’a sonsuz şükürler ederim ki, bizleri, senin gibi büyük Peygambere hizmetçi yapmakla şereflendirdi. Parlayan yüzünü görmekle, kalbleri alan, ruhları çeken tatlı sözlerini işitmekle nimetlendirdi. Ya Resulallah! Senin her sözün doğrudur, inandım. Canım sana feda olsun" dedi.

Kâfirler bu hâle çok kızdı. Müminlerin kuvvetli imanına, Peygamberin her sözüne hemen inanmalarına, Onun çevresinde pervane gibi toplanmalarına dayanamadılar. Peygamber efendimiz daha önce Kudüs’ü, Mescid-i Aksa’yı görmemişti, bunu kâfirler de bildiği için, Resulullahı mahcup, mağlup etmek için, imtihan etmeye yeltenip dediler ki:
“Sen Kudüs’e gittim diyorsun. Söyle bakalım! Mescidin kaç kapısı, kaç penceresi var?”
Resulullah hepsine cevap verirken, Hazret-i Ebu Bekir, “Öyledir ya Resulallah, aynen öyledir ya Resulallah” derdi. Çünkü Hazret-i Ebu Bekir, tüccardı, Kudüs’ü Mescid-i Aksa’yı iyi biliyordu, çok gidip gelmişti. Kâfirlerin kendileri de oraları çok iyi biliyorlardı. Bu bakımdan kâfirler, “Yanlış söylüyorsun” diyemiyorlar, inat için dahi olsa, Resulullahın cevaplarını inkâr edemiyorlardı.

Resulullah efendimiz, edebinden, hayasından karşısındakinin yüzüne bile bakmazdı. Mescid-i Aksa’nın kaç penceresi olduğunu bilmiyordu. Daha sonra bu olayı şöyle anlattı:
(Mescid-i Aksa’da etrafıma bakmamıştım. Sorduklarını görmemiştim. Kureyş beni yalanlayınca, o anda Cebrail aleyhisselam, Mescid-i Aksa’yı gözümün önüne getirdi. [Televizyon gibi] görüyor, sayıyordum. Sorularına, hemen cevap veriyordum.) [Buhari]

Çarşamba günü güneş batarken, Resulullahın bahsettiği kervan Mekke’ye geldi. Kervandakiler, fırtına eser gibi olduğunu, bir devenin yıkıldığını söylediler. Bu hâl müminlerin imanını kuvvetlendirdi. Kâfirlerin düşmanlığını artırdı.

Kur’an-ı kerim âyetlerinin inmesi, mucizelerin görülmesi müminlerin imanlarını kuvvetlendirdiği gibi, kâfirlerin de düşmanlıklarını artırırdı. İki âyet meali:
(Müminler, Allah anılınca kalbleri ürperen, âyetler okununca, imanları artan [kuvvetlenen] ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.) [Enfal 2]

(Andolsun ki, sana Rabbinden indirilen âyetler, onların [kâfirlerin] çoğunun azgınlığını ve küfrünü artırır.) [Maide 64]

Hazret-i Hızır ve Musa aleyhisselam
Bir kimse, ilim tahsil etmeden marifet ve keramet sahibi olabilir. Kur’an-ı kerimde, Kehf suresinin 60. âyet-i kerimesinden 82. âyetinin sonuna kadar anlatılan olayda, ilm-i ledünniden, bâtın ilminden bahsedilmektedir.

Kıssa özetle şöyledir:
Hazret-i Musa, “Ya Rabbi, benden âlim olan ve bâtın ilmini bilen zatı nerede bulurum?” diye sordu. Allahü teâlâ da, “Ya Musa, yola çık, çantana koyduğun balık canlanıp denize gittiği yerde, o zatı bulursun” buyurdu. Hazret-i Musa, Hazret-i Yuşa ile yola çıktı. Bir pınarın yanına oturdular. Bu pınar âbı hayat idi. Bu suya dokunan ölü canlanırdı. Bu sudan bir damla balığa değince, balık canlanıp denize gitti. Hazret-i Yuşa bunu gördü ise de söylemeyi unuttu. Hazret-i Musa sorunca, hatırlayıp balığın canlanıp denize gittiğini söyledi. Geri dönüp oraya gelince, o zatı gördüler. Hazret-i Musa, “Bana bâtın ilmini öğretir misin?” dedi. O zat, “Allahü teâlânın bana öğrettiği ilmin hepsini sen bilmezsin. Bilmediğin için de yaptıklarıma sabredemezsin” dedi. Hazret-i Musa, “İnşallah beni sabredenlerden bulursun” dedi. O zat, “Ya Musa, tuhafına gitse de, yaptıklarımdan bana bir şey sormayacaksın” dedi.

Üçü bir gemiye bindiler. Gemiciler, bunların iyi kimseler olduklarını anlayarak para almadılar. O zat, geminin bir tahtasını söktü. İçeri su girmeye başladı. Hazret-i Musa, “Gemiciler, bize iyilik etti, para almadı. Sen de bunları denizde boğacaksın” dedi. O zat, “Hani bana karışmayacaktın?” dedi.

Gemiden inince, sahilde oynayan çocukları gördüler. O zat, çocuklardan birini öldürdü. Hazret-i Musa, “Çocuğun günahı neydi?” demekten kendini alamadı. O zat, “Yine işime karıştın” dedi.

Antakya’ya uğradılar. Kimse yemek vermedi. O zat, yıkılmak üzere olan bir binanın koca duvarını bir eli ile tutup doğrultuverdi. Hazret-i Musa, “Bunu ücretle yapsaydın, bir ekmek parası çıkarırdık” dedi. O zat, “Artık ayrılma zamanımız geldi. Çünkü üç defa işime karıştın” dedi. Hazret-i Musa, “Bunların hikmeti nedir?” dedi. O zat, “Bunları Allahü teâlânın emri ile yaptım. Gemiciler on kardeşti. Geminin kazancı ile geçiniyorlardı. Bir derebeyi, sağlam gemileri zorla alıyordu. Bu geminin arızalı olduğunu duyunca almaktan vazgeçecekti. Biz de iyiliğe iyilik etmiş olduk.

Günahsız çocuğa gelince, bunun ana babası salih idi. Çocuk büyüyünce, küfre zorlayarak onlara zulüm ve işkence edecekti. Bunun yerine neslinden 70 Peygamber meydana gelecek hayırlı bir evlat vermesi için dua ettim.

Doğrulttuğum duvar, öksüzlere aitti. Babaları duvarın altına bir hazine saklamıştı. Duvarı düzeltmeseydim, yıkılıp hazine meydana çıkacak, eller alacaktı. Öksüzlere de bir iyilik etmiş olduk.

Kur’an-ı kerimdeki bu kıssa, bâtın ilmine sahip keramet sahibi kimselerin bulunduğunu açıkça bildirmektedir. Cenab-ı Hakkın ihsanı boldur. Dilediğine bu ilmi verir, onu marifet sahibi yapar.

Miracta Allah’ı görmek
Sual: Mutezile itikadında bir arkadaş, (Peygamberimiz, miraca gidince göklerde Allah’ı gördü demek, ona mekân isnat etmek olduğu için küfürdür. Bu bakımdan mirac diye bir olay yoktur) diyor. Rafızîler de böyle diyor. Bu görüş doğru olamaz mı?
CEVAP
Kesinlikle yanlıştır. Burada iki sual var: 1- Mirac hak mıdır? 2- Allahü teala ile bir yerde konuşmak ona mekân tayin etmek mi olur?

1- Ehl-i sünnet âlimleri, sözbirliğiyle Miracın hak olduğunu bildiriyorlar. Kavl-ül-fasl kitabında deniyor ki: İsra suresinin ilk âyet-i kerimesinde, Allahü teâlâ, kudret ve azametinden nice harika olaylardan bazılarını göstermek için, Muhammed aleyhisselamı, Mekke’den Kudüs’e götürdüğünü bildiriyor. İsra kelimesi rüya için kullanılmaz. Uyanıkken, gece yürümek manasına kullanılır. Yine buyuruldu ki:
(Sana [miracda] gösterdiğimiz temaşayı insanlar için bir fitne kıldık.) [İsra 60]

Fitne yani imtihan uyanıkken olur. Peygamber efendimizin anlattığı rüya olsaydı, hiç kimse tuhaf karşılamazdı. Hazret-i Ebu Bekir tasdik edip, yüksek derecelere kavuşmazdı.

Resulullahın, Mekke’den Kudüs’e götürüldüğüne inanmayan kâfir olur. Göklere ve bilinmeyen yerlere götürüldüğüne inanmayan ise sapık olur. (Bahr)

Birkaç saniyede Mekke’den Kudüs’e götüren Allahü teâlâ, neden daha uzaklara götüremesin? Allahü teâlânın kudretinden ancak kâfirler şüphe eder. Mirac hakkında birçok hadis-i şerif vardır. Bu hadis-i şerifler nasıl inkâr edilebilir ki?

Mekke’den Kudüs’e ancak bir ayda gidip gelinebilir. Kısa bir anda Mekke’den Kudüs’e varıp gelmek ancak Allahü teâlânın kudretiyle olur. Buna inanıp da daha uzaklara gittiğine inanmamak, Allahü teâlânın kudretinden şüphe etmeyi gerektirir. İşte mezhepsizlerin anlamadığı husus burasıdır. Allahü teâlâ dilerse niçin olmasın? Peygamber efendimiz, (Göklere ve daha uzaklara gidip geldim) buyuruyor. Bunu inkâr etmekteki maksat nedir? Gayrimüslimler, İslamiyet’i yıkmak için böyle konularda yerli maşalarını kullanıyorlar.

2- Zaman ve mekân mefhumu yaratıklar yani insanlar içindir. Yaratan yani Allahü teâlâ için değildir. Zamanları, mekânları her şeyi o yaratmıştır. İnsanlara göre olan ezelle ebedi birleştirip cenneti cehennemi insanlarla nasıl doldurduğunu Habibine göstermiştir. Şimdi cehennem boşken, ezel ebed birleşince, Resulullah efendimiz Cehenneme girenleri görmüştür. Allahü teâlâyı da, cenneti, cehennemi de ahirete giderek görmüştür.

Allahü teâlânın kullarının cennetlik ve cehennemlik olmasını bilmesi de böyledir. (Allah ileride ne olacaksa bilir) demek insanlara anlatmak içindir. Yoksa Allahü teâlâ için zaman diye bir mefhum yok, ilerisi gerisi diye bir şey yok. Gelecek ve geçmiş, insanlar içindir. Allahü teâlâ hepsini bir anda görüyor, biliyor. An kelimesi de Allah için söylenmez; ama başka kelime olmadığı için böyle söyleniyor.

Bazı bid’at ehli, Peygamber efendimizin bir anda, cenneti, cehennemi ve daha birçok yerleri gezip gelmesine akıl erdiremeyip inkâr etmiştir. Bir kısmı da hâşâ (Miracı kabul etmek, Allah’a mekân tayin etmek olur) diyerek miracı inkâr ediyor. Allahü teâlâ, Musa aleyhisselam ile Tur dağında konuşmuştur. Tur dağı Allah’ın mekânı mıdır? Elbette değildir. Cennete giren müminler de Allahü teâlâyı görecektir. Cennet de Allahü teâlânın mekânı değildir. Allahü teâlâ mekândan münezzehtir.

Cesed beden demektir
Sual: S. Ebediyye kitabında deniyor ki:
(Ehl-i sünnet vel-cemaat âlimleri buyurdu ki, miracda, ruh ve cesed birlikte olarak, Mekke-i mükerreme’den Kudüs’e ve oradan, yedi kat göke ve sonra Sidre denilen yere ve Sidre’den Kâbe kavseyn makamına, uyanık olarak, gece, bir anda götürülmüş ve getirilmiştir.)
Cesed, ruhsuz bedene denmiyor mu? (Ruh ve cesed birlikte) demek yerine, (Ruh ve beden birlikte) demek gerekmez mi?
CEVAP
Bazı kelimelerin birkaç mânâsı olur. Bu da cümledeki durumuna göre mânâsı değişir. Örnek verelim:

Harç kelimesinin birkaç manası vardır. Mesela maliyede harç demek, vergi demektir. İnşaatta, su, kum karıştırılmış çimento demektir. Ziraatta, gübre karıştırılmış toprak demektir. Mutfakta da harç vardır: Köfte harcı, dolma harcı gibi. Maliyenin harcı, çimento değildir. Ziraattaki harç, vergi değildir. Mutfaktaki köfte harcı da, vergi veya çimento değildir.

Piyasada birçok Osmanlıca sözlük vardır. Hepsinde de cesed için; ten, gövde, vücut, beden, ruhsuz vücut diye yazar. Ruh ve cesed kelimeleri birlikte kullanılınca, ruhsuz yani ölü beden anlaşılmaz. Ölünün cesedi soğuktur denirse, ruhsuz beden olduğu anlaşılır. Cesedin çoğulu ecsaddır. Cesedler, cisimler, tenler, vücutlar demektir. Mesela madde âlemine, âlem-i ecsad denir.

Bir de cümlenin sonunda, (Uyanık olarak, gece, bir anda götürülmüş ve getirilmiştir) deniyor. Uyanık dendiği için de, ölü denmediği, canlı olarak götürüldüğü pek açıktır.




_________________


Vizitati Blogul meu islamic

Vizitati blogul culinar de bucatarie Turceasca! cu 3 autori dintre care şi eu :)

Vizitati noul meu blog culinar de bucatarie Turceasca!

Vizitati Blogul meu Hand Made

Blog despre sarcina şi despre Bebekul meu
Sus In jos
http://musulmanmd.blogspot.com
 

Miraç kandili ile ilgili hadisler

Vezi subiectul anterior Vezi subiectul urmator Sus 
Pagina 1 din 1

Permisiunile acestui forum:Nu puteti raspunde la subiectele acestui forum
Forumul asociatiei femeilor musulmane 'EL NUR' din Republica Moldova :: İSLAM İNTERNATİONAL :: İSLAM in LİMBA TURKA-